Prof. Dr. Ayhan Aydın'ın Yaşama Sanat'ı kitabının bir bölümüne denk geldim, sırasız gittim, cımbızla seçtim bir bölümü. İlgimi çekti. Aydın, kitabında günümüz aşk ve evliliklerindeki çarpıklığa yer vermiş. Aşk'ı çekicilik, moda ve beğeni kavramlarıyla tanımlayan Marcuse'dan bahsetmiş.
Günümüz (çağdaş) ilişkileri irdelediğimizde karşımıza çıkan bu sorunu ben; her şeye kolay ulaşılabilirlik ve ego arasındaki illegal antlaşma olarak tanımlaren, yazar ve adı geçen düşünür "sevgisizlik çağı" olarak adlandırmış.
Belirtileri "en güzeli, en zekiyi, en mükemmeli arzulama, aşırı kıyas, fazlaca eleştiri, hep daha iyiyi isteme, tatmin olamama" olan günümüz sağlıklı yaşayamayan insan belirtilerinin ilişkilere yansıması, sanıyorum ki (sanmanın ötesinde oldukça da eminim aslında) hem bahsedilen kişiyi hem de ilişkinin karşı tarafındaki insanı huzursuz etmektedir.
İlişkilerdeki kıskançlık da karşımızdaki insanın bu gizil antlaşmaya uyacağı korkusuyla alevlenir içimizde. Eğer bireyler kendilerini ideal davranışa odaklı yetiştirirlerse ve bunu içselleştirirlerse toplumda aldatma ve türevleri ahlak dışı davranışlar yaşanmayacaktır.
En ızdıraplı olanı da ideal davranıştaki insanın ideal olmayan beklentiler içinde bulunan kişiye duyduğu aşktır. O daha iyisini bulacak ve onu kaybedeceğim korkusuyla insan ancak kısıtlı bir zaman yaşayabilir çünkü.. Kişi ya ilişkinin sonunu bekler ya da beklenen sonu kendisi yaratır.
Eş seçerken değer yargıları, önem sıraları ne kadar kıymetliyse hem biyolojik (sağlıklı genler açısından) hem de düşünce sağlığı da son derece önemlidir. Dilerim insanoğlu eş seçmede dış görünüş aldatmacasından bir an önce kurtulur. Çünkü ancak paketi aşarsak içindeki cevhere ulaşabiliriz ve gerçek sevgi de ondan sonra bizim olur.
Sevgilinin kalp atışını duymak ne harikadır...

0 yorum:
Yorum Gönder