İllaki

Düzenin bir parçası olmak, düzeni düzen gibi gördüğümüz sürece tahammül edilebilir değil midir? "Dünyaya geldim ve canım bu dünya denen gezegenin neresinde yaşamak istiyorsa oraya gitsem" desek? "Hiç okumasam, takas yoluyla bazı şeylere sahip olsam" desek. Ya da "sizin giydiklerinizden giymesem, yeni yiyecekler keşfetsem? Daha ilkel yaşasam".

Kabullenemiyoruz değil mi? Seni hayvandan ayıran özellikler var, o halde bu özelliklerinin üstünde durmalısın. Kabul edilebilir bir istek. Ama ya hayvandan farksız yaşamak isteyen bir insanı n'apmalı? Biz, bize eş bir insana nasıl ve neden yön verir olduk.

Ya da fikir fikir üstüne gelişir, geri dönüşler kabul edilemez mi demeliyiz? Bu da kabul edilebilir. Tartışalım hadi.

Az önceki örnekler uçuk diyelim. Çok da uç olmayan şeyler var; Eğitim alanında illaki herkesi çok yönlü okuryazar mı yapmalıyız? Bilgisayar okuryazarı, tarih okuryazarı, coğrafya okuryazarı, fen okuryazarı. Meh. "Ben okula gitmek ama fen öğrenmemek istiyorum, onu da seçmeli yapın" dese biri. Cevabımız ne olurdu?

"i've been feeling blue and i don't know what to do and i never get a thrill and they threw me out of school. 'Cause i swore at all the teachers because they never teach us a thing i want to know.
We do chemistry, biology and maths... I want poetry and music and some laughs. And i don't think it's an awful lot to ask so won't you please get up off your knees, and let me go" (Belle & Sebastian/Family Tree)

Hadi düşünelim. "Seçmeli ders" kavramını müzik ve resim'in ötesine nasıl geçirebiliriz? Hangi evreden sonra zorunluluk kalkar, ya da kalkmalı mıdır?

0 yorum: