.
.
.
Denizi sığda turkuazdan derinleştikçe laciverte çalan bir yerdeyim. Kat kat bir deniz burası, apartman sistemi gibi ama çok da geniş. Üst kattaki denize çıkıyorum, kıyıdan uzaklaşıyorum derken bir TV beliriyor önümde, belgesel açık. Belgeselde denize uzanan kayaların arasındaki bir gizli kentten bahsediyor. O kent tam da benim bulunduğum kattaymış. Vay be ne şanslıyım diyorum, annemle başlıyoruz kenti aramaya.
Biz yüzerken ayaklarımızın altından dev kaplumbağalara benzeyen (ki dev dediğim balina kadar) gölgeler geçiyor. Gölgelerin olduğu gizli bir zemine açılan kapı gibi. O gölgeye dalarsan gizli bölmedesin, ancak çok tehlikeli... Gölge hareket halinde. Fizik kurallarına göre hızını belirlemelisin.
Kayaları fark ediyorum. Burada olmalı o kent... Ama orada değilmiş işte, yanılıyorum. Derken arkamda iri iri sütunlar ve surlar beliriyor. Sütunlara yaklaşıyoruz, derken arkada minik bir kulübe görüyorum. Yumuşak hatlı, pembeli, mavi çerçeveli bir kulübe.
Kulübeye doğru giderken; işte kent orada...
Ne kadar güzel bir kent... Minik minik rengarenk evler var. Hediyelik eşya kaynıyor burası...
Resmen bütün maaşımı harcayabilirim. Küçük bir sepet ilişiyor gözüme. Sepette Puff Daddy olduğunu tahmin ettiğim bir kristal görüyorum. Dünyanın tersine, ekvatordan basık kutuplardan şişik... Satıcı bana kutuplardan bastırmam gerektiğini söylüyor. Bastırdığımda kristal ışıklanıyor ve müzik çalmaya başlıyor... İlgimi çekiyor ve kutunun geri kalanındaki kristalleri incelemeye başlıyorum.
Ve Manic Street Preachers_ You Love US buluyorum :)) Derhal sepete ekliyorum. Biraz daha karıştırıyorum, Richey James Edwards ama bilmediğim bir şarkı, sepete ekliyorum... Blur, Modern Life is Rubbish şarkısı (kristaldeki görsel de albüm kapağı olan tren), sepete ekliyorum. Fiyatları nedir bunun diye soruyorum... 20 euro tanesi diyor.
Ve işte o an acı gerçekle sarsılıyorum. Üzerimde mayo var ki benim!!! Ben oraya yüzerek geldim!!! Mayonun cebi olmaz ki param olsun... Gitti güzelim hediyeler.

0 yorum:
Yorum Gönder