Varoluşum bugün gri ve yumuşak bir zeminde türüyor. Grinin belirsizliği kaygı düzeyimi arttırırken, zemindeki yumuşaklık anne karnı gibi sarıp sarmalıyor tüm korkularımı. İçime akıttığım nehirde bile bir ilaç kokusu var. Bilerek damlattığım, daha iyiye yöneltmek için kendimi, öyle inandığım.
Yaşadığım coğrafya kış mevsimini yaşadığı için burnumun ve yer yer ellerimin üşümesi doğal. Ara sıra burnumu çekiyorum, solunum yollarının bu rutin kontrolü aynı zamanda atmosferin kokusunu da ciğerlerime doldurmama yardımcı oluyor.
Hafifçe kambur duruşum, hayata karşı düşünceli olduğumu doğrular nitelikte: sanki somut zemin bana bir şeyler diyor, ona kulak kabartmaya çalışıyorum, ne gülünç!
Portakal ve acı çikolata birleşimi bir koku var etrafta... Hayat acı-tatlı mı kokuyor yalnızken. Benim sefaletime karşı bulantım mı kokan? Öyleyse sefaletimden zevk alıyorum. Yalnız olmaktan aldığım zevk gibi... Yaptığım seçimlerin midemi daha çok ağrıtacağını bildikçe daha dikleşiyor başım, kamburum da daha çok artıyor. Sorumluluk beni nasıl bir görüntüye ulaştıracak? Git gide bir ucubeye benzeyecek bedenim varoluşunu ararken, ama bir yandan da tanrılaşacak sanki.
Varoluşum gri bugün, portakal kokulu ve soğuk... Varoluşum bulantılı bugün, sancılı ama bir yandan da yumuşak... Varoluşum ilaçlı bugün, kendini korurcasına bir kabukta...
Bir başka türlü anlatmam gerekirse;
Sabahtan beri gri bir kanepeye oturmuş hiç kıpırdamadan portakallı çikolata yiyor, üşüyen ellerimi arada bir hohlayarak ısıtmaya çalışıyor ve suyuma damlattığım UMCA ile soğuk algınlığına yakalanmamaya çalışıyorum. Çikolatayı çok yemiş olacağım ki midem bulanıyor, bir de alacağım kiloların kaygısı şimdiden somurtmama yetti. Final dönemi olur öyle şeyler ama bence, değil mi PouLou?

0 yorum:
Yorum Gönder